Bâkî
Bâkî (asıl adıyla Mahmud Abdülbâkî), 16. yüzyıl Osmanlı Divan edebiyatının en etkili şairlerinden biridir. Kanuni Sultan Süleyman döneminde yetişmiş; söyleyiş mükemmelliğine dayanan akıcı ve dengeli üslubuyla kendisinden sonraki kuşaklara “Sultânü'ş-Şuarâ” (Şairler Sultanı) unvanıyla anılan bir örnek bırakmıştır.
İstanbul'da doğup büyümüş, medrese eğitiminin ardından devletin ilim ve kazaskerlik kademelerinde önemli görevler üstlenmiştir. Divan şiirinin klasik üslubunu en olgun biçimiyle temsil eden şair, Kanuni'nin ölümü üzerine yazdığı mersiyeyle de Türk edebiyatının en tanınmış metinlerinden birine imza atmıştır.
Hayatı
Bâkî, 933 (1526) yılında İstanbul'da doğdu. Babası, Fâtih Camii'nde müezzinlik yapan Mehmed Efendi idi ve 1566 yılında hac yolculuğu sırasında vefat etmiştir. Şairin gençlik döneminde bir süre saraçlık (deri işçiliği) çıraklığı yaptığına dair kaynaklarda bir rivayet bulunmakla birlikte, bu bilginin ailesinin ekonomik durumundan çok Bâkî'nin sanatkâr kişiliğiyle ilişkilendirilmesi gerektiği belirtilmektedir.
Medrese eğitimine Karamanlı Mehmed Efendi'nin yanında başlayan Bâkî, bu dönemde Nev'î, Vâlihî, Mecdî ve Hoca Sâdeddin gibi sonradan tanınmış isimlerle aynı sınıfları paylaştı. 1552'de yeni açılan Süleymaniye Medresesi'ne girerek Kadızâde Şemseddin Ahmed Efendi'den ders aldı.
Öğrenim hayatının ardından 1556-1560 yılları arasında hocasıyla birlikte Halep'te bulundu. 1564'ten itibaren çeşitli medreselerde müderrislik yaptı; 1573'te Sahn-ı Semân Medresesi müderrisliğine, 1579'da Mekke kadılığına, 1584'te İstanbul kadılığına getirildi. 1586'dan itibaren, 1598'e kadar birkaç kez Rumeli kazaskerliği görevinde bulundu.
Bâkî, Kanuni Sultan Süleyman'a yakınlığıyla tanınır; onun himayesinde yetişmiş ve şiirleriyle padişahın takdirini kazanmıştır. Kanuni'nin 1566'daki ölümünün ardından da II. Selim, III. Murad ve III. Mehmed dönemlerinde saray çevresindeki konumunu sürdürmüş, bu padişahlara şiirler sunmuştur. Bâkî, 23 Ramazan 1008 (7 Nisan 1600) tarihinde İstanbul'da vefat etmiş, Edirnekapı Mezarlığı'na defnedilmiştir.
Edebî Kişiliği
Bâkî, klasik Divan şiirinin söyleyiş mükemmelliğine dayanan üslubunun en önemli temsilcisi kabul edilir. Çağdaşları Ahdî ve Âşık Çelebi, onun şiirindeki “selîs ü hem-vâr” (akıcı ve düzenli) söyleyişe dikkat çekmiştir. Dil sürçmesi sayılan imâle ve zihaf gibi aruz kusurlarını asgariye indirmiş; buna karşılık îham ve tevriye gibi ince söz sanatlarını ustalıkla kullanmıştır.
Çağdaşı Fuzûlî'nin şiirinde öne çıkan acı çeken, ıstırap dolu aşk anlayışının aksine Bâkî'nin şiiri, hayatın zevklerini, aşkı, şarabı ve meclis eğlencesini kutlayan daha dünyevi ve neşeli bir tona sahiptir. Bu yönüyle gazel türünün klasik üslubunu doruğa taşıdığı kabul edilir.
Şiirleri Anadolu'dan Hindistan'a kadar geniş bir coğrafyada okunmuş; kendisinden sonraki yüzyıllar boyunca pek çok şair onun gazellerine nazireler (benzer şiirler) yazmıştır. Bu geniş etki alanı, onu Divan edebiyatı tarihinin en etkili şairlerinden biri hâline getirmiştir.
Eserleri
Dîvân— Bâkî'nin asıl şöhretini borçlu olduğu eseridir; gazel, kaside ve diğer nazım şekillerinden oluşur. Daha Kanuni Sultan Süleyman hayattayken ilk defa derlenmiş, günümüze yüzden fazla yazma nüshası ulaşmıştır.
Kânûnî Mersiyesi(Mersiye-i Sultan Süleyman Han) — Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümü üzerine yazılmış, terkîb-i bend nazım şekliyle kaleme alınmış ünlü mersiyedir. Türk edebiyatının en tanınmış mersiyelerinden biri sayılır.
Fezâilü'l-Cihâd (1567) — Cihadın faziletlerine dair bir Arapça eserden yapılmış tercümedir.
Meâlimü'l-Yakīn— Hz. Peygamber'in hayatına (siyer) dair bir eserden yapılmış tercümedir.
Fezâil-i Mekke(1579'da tamamlanmıştır) — Mekke şehrinin tarihi ve faziletlerine dair mensur bir eserdir.
Şiirlerinden Örnekler
1. Kânûnî Mersiyesi'nden (matla beyti)
Ey pây-bend-i dâm-geh-i kayd-ı nâm ü neng
Tâ key hevâ-yı meşgale-i dehr-i bî-direng
Yaklaşık anlamıyla: “Ey ad ve şöhret kaydının tuzağına ayağı bağlanmış kişi; bu durup dinlenmeyen dünyanın meşgalelerine duyulan hevesin sonu ne zamana kadar sürecek?” Şair bu açılış beytiyle okuru, dünyevi şöhret ve itibar peşindeki koşuşturmanın geçiciliği üzerine düşünmeye çağırır; mersiyenin devamında bu düşünce, Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümü üzerine duyulan yasla birleşerek evrensel bir öğüde dönüşür.
2. Bir gazelinden (Sabahattin Küçük neşri, 218. gazel)
Âvâzeyi bu âleme Dâvûd gibi sal
Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş
Yaklaşık anlamıyla: “Sesini bu âleme Hz. Dâvûd gibi yay; çünkü bu kubbede (gök kubbede/dünyada) kalıcı olan tek şey, hoş bir seda (ses/eser) imiş.” Beyit, hem şairin kendi mahlasıyla (“bâkî” = kalıcı, ebedî) yaptığı ince bir söz oyununu hem de Divan şiirinin en çok alıntılanan mısralarından birini barındırır — sözün/eserin kalıcılığı üzerine kurulmuş bir düşüncedir.
3. Bir bahar gazelinden (matla beyti)
Nev-bahâr oldu gelin azm-i gülistân idelim
Açalım gonca-i kalbi gül-i handân idelim
Yaklaşık anlamıyla: “İlkbahar geldi, gelin gül bahçesine gidelim; kalbin goncasını açalım, onu gülen bir güle dönüştürelim.” Bâkî'nin dünyevi zevkleri kutlayan, neşeli üslubunu gösteren tipik bir bahariyye (bahar şiiri) örneğidir.
Kısa Bilgiler
- Asıl adı: Mahmud Abdülbâkî
- Doğum-ölüm:933/1526, İstanbul – 23 Ramazan 1008/7 Nisan 1600, İstanbul (Edirnekapı Mezarlığı'na defnedildi)
- Dönem: 16. yüzyıl; Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim, III. Murad ve III. Mehmed devirleri
- Bilinen lakabı/unvanı:Sultânü'ş-Şuarâ (Şairler Sultanı)
- Görevleri: Müderrislik, Mekke ve İstanbul kadılığı, Rumeli kazaskerliği
- Eserleri:Dîvân, Kânûnî Mersiyesi, Fezâilü'l-Cihâd, Meâlimü'l-Yakīn, Fezâil-i Mekke
Kaynakça
Mehmed Çavuşoğlu, “Bâkî”, TDV İslâm Ansiklopedisi, islamansiklopedisi.org.tr/baki--sair (erişim: 2026).
Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü, “Bâkî” maddesi, teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/baki (erişim: 2026).
Bâkî, Divan şiirinin akıcı ve dengeli söyleyişini doruğa taşıyarak, kendisinden sonraki yüzyıllar boyunca “Sultânü'ş-Şuarâ” unvanına layık görülen bir üslubun mimarı olmuştur.

