Ana Sayfa

Şeyhî

Şeyhî, klasik Türk edebiyatının kurucularından kabul edilen 15. yüzyıl şairidir. “Hüsrev-i şuarâ” (şairlerin Hüsrev'i) unvanıyla anılmış; hem mesnevi hem gazel alanındaki ustalığıyla kendisinden sonraki nesillere, özellikle Necâtî Bey'e giden yolu açmıştır.

Germiyanoğulları Beyliği'nin merkezi Kütahya'da yetişmiş; edebiyatın yanı sıra tıp eğitimi de görerek göz hekimliği yapmıştır. Divan edebiyatının hiciv ve mizah alanındaki en güçlü örneklerinden Harnâme, onun adını günümüze taşıyan başyapıtıdır.

Hayatı

Şeyhî'nin doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, 1415'te Çelebi Sultan Mehmed'in gözünü tedavi ettiğine dair kayıttan hareketle, araştırmacılar onun 1371-1376 yılları civarında Kütahya'da doğduğunu tahmin etmektedir. Divanında adı “Sinan”, “Yûsuf Sinan” ve “Yûsuf Sinâneddin” şekillerinde geçer; babası Ahmed Mecdüddin'dir.

Kütahya'da eğitim gördükten sonra İran'a giderek ünlü âlim Seyyid Şerîf el-Cürcânî ile ders arkadaşlığı yapmış; edebiyat, tasavvuf ve tıp alanlarında yetişerek memleketine döndükten sonra göz hekimliği icra etmiştir. Hacı Bayrâm-ı Velî'ye intisap ettiği ve “Şeyhî” mahlasını bu ilişkiden aldığı rivayet edilir.

Germiyan Beyi II. Yâkub Bey'in hizmetine girerek musâhiplik ve özel tabiplik yapan Şeyhî, ardından Osmanlı Devleti'nin ilk reîs-i etıbbâsı (baş hekimi) olmuştur. Ölüm tarihi kesin değilse de, 832'de (1429) vefat eden II. Yâkub Bey için yazdığı mersiyeden sonra öldüğü anlaşılmaktadır. Mezarı, bugünkü Kütahya yakınlarında, Dumlupınar'dadır.

Edebî Kişiliği

Şeyhî, ününü daha çok mesnevi alanında kazanmış; “eski edebiyatın kurucularından biri” sayılmıştır. Mesnevi yazma sanatını bir şehir kurmaya benzeten şair, akıcı diliyle ve tasvirlerindeki başarısıyla dikkat çekmiştir. Çağdaşlarınca “zarif bir dile, zengin bir hayale ve canlı bir tasvir kabiliyetine” sahip olduğu belirtilmiştir.

Gazel sahasında mesnevi kadar öne çıkmamış olsa da, kasidelerinin nesîb (giriş) bölümlerindeki tasvirleriyle ve gazellerindeki hayal zenginliğiyle tanınır. Şiirlerinde Türkçe kelime hazinesi zengindir; kullandığı deyimlerle, kendisinden sonra gelecek olan Necâtî Bey'in yerli, atasözlerine dayalı üslubuna zemin hazırlamıştır.

Tasavvufu çoğunlukla mecazi aşkla iç içe işleyen Şeyhî, tasavvufî remizleri duygu ve düşüncelerini aktarmada bir araç olarak kullanmıştır. Hâfız-ı Şîrâzî, Nizâmî-i Gencevî, Senâî, Ferîdüddin Attâr ve Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî gibi büyük İran şairlerinden etkilenmiştir.

Eserleri

Dîvân — on beş kaside, dört terciibend, iki terkibibend, bir mesnevi, iki müstezad ve 202 gazelden oluşur; Anadolu sahasında tertip edilmiş en eski divanlar arasında önemli bir yere sahiptir.

Hüsrev ü Şîrîn— Türk edebiyatında yazılan ikinci Hüsrev ü Şîrîn mesnevisidir; 6944 beyitten oluşur ve Nizâmî-i Gencevî'nin aynı adlı eserinden nakil yoluyla meydana getirilmiştir.

Harnâme— 126 beyitlik bir mesnevi olup Divan edebiyatının hiciv ve mizah alanındaki en güzel örneklerinden biri kabul edilir. Çalışmaktan yorulmuş zayıf bir eşeğin, besili öküzleri görüp onlara imrenmesini; boynuz ararken kulağından ve kuyruğundan olmasını anlatan eser, “sosyal hiciv bakımından Türk edebiyatının en güzel eserlerinden” sayılır.

Şiirlerinden Örnekler

1. Harnâme'nin açılış beyitlerinden

Bir eşer var idi zaîf ü nizâr
Yük elinden katı şikeste vü zâr
Gâh odunda vü gâh suda idi
Dün ü gün kahr ile kısuda idi

Yaklaşık anlamıyla: “Zayıf ve bitkin bir eşek vardı; yük çekmekten büsbütün kırılmış ve inlemekteydi. Kâh odun, kâh su taşımakla, gece gündüz eziyet içinde kısılıp kalmıştı.” Harnâme, bu yorgun eşeğin besili öküzlere imrenip onlar gibi olmak istemesini, ardından da bunun bedelini ağır ödemesini anlatan alegorik bir mesnevidir.

2. Harnâme'nin sonundaki özdeyiş beytinden

Batıl isteyü hakdan ayrıldum
Boynuz umdum kulakdan ayrıldum

Yaklaşık anlamıyla: “Boş bir şey isteyerek haktan (elimdeki gerçek haktan) ayrıldım; boynuz umarken kulağımdan da oldum.” Öküzlerin boynuzuna imrenip boynuz aramaya giden, ama bu yüzden kulağını ve kuyruğunu kaybeden eşeğin ağzından söylenen bu beyit, “boynuz ararken kulaktan olmak” deyiminin kaynağı kabul edilir ve haddini bilmeden hak etmediğini istemenin, elindekini de kaybettirebileceğini özetler.

Kısa Bilgiler

  • Asıl adı: Yûsuf Sinâneddin
  • Doğum-ölüm:yak. 1371-1376, Kütahya – 832/1429'dan sonra (Dumlupınar'a defnedildi)
  • Dönem: 15. yüzyıl; Germiyanoğulları ve erken Osmanlı dönemi
  • Görevi:Osmanlı Devleti'nin ilk reîs-i etıbbâsı (baş hekimi)
  • Bilinen yönü:Klasik Türk edebiyatının kurucularından; “Hüsrev-i şuarâ”
  • Eserleri: Dîvân, Hüsrev ü Şîrîn, Harnâme

Kaynakça

Mustafa İsen, “Şeyhî”, TDV İslâm Ansiklopedisi, islamansiklopedisi.org.tr/seyhi (erişim: 2026).

Şeyhî, klasik şiirin kuruluş döneminden olgunluk dönemine geçişi hazırlayan büyük şairlerden biridir; Harnâme ile Türk edebiyatına ölümsüz bir özdeyiş kazandırmıştır.