Ana Sayfa

Mesîhî

Mesîhî (ö. 918/1512), II. Bayezid devri Divan şiirinin, Necâtî Bey ile Bâkî arasındaki kuşağın en dikkat çekici isimlerinden biridir. Kosova'nın Priştine şehrinden İstanbul'a gelip medrese sıralarından bir sadrazam kâtipliğine, oradan da yoksulluk içinde bir taşra ölümüne uzanan hayatı, döneminin pek çok şairininkiyle benzer bir talihsizlik çizgisi izler.

Buna karşılık edebî mirası hiç de talihsiz değildir: Edirne güzellerini konu alan Şehrengiz'i, Türk edebiyatında bu türün en eski örneklerinden sayılırken; baharı konu alan ünlü murabbaı, Osmanlı şiirinin İngiliz oryantalist Sir William Jones aracılığıyla Avrupa'da tanınan ilk örneklerinden biri olmuştur.

Hayatı

Asıl adı Îsâ olan şair, bu adla ilişkilendirilen “Mesîh” kelimesinden hareketle Mesîhî mahlasını kullanmıştır. Kosova'nın Priştine kasabasında doğduğu bilinmekle birlikte doğum tarihi kaynaklarda kesin olarak belirtilmez. Genç yaşta İstanbul'a gelerek medrese eğitimi görmüş, bu sırada hat sanatında da belirgin bir maharet kazanmıştır.

Kazandığı bu yetenek sayesinde II. Bayezid'in sadrazamı (Hadım/Atik) Ali Paşa'nın divan kâtipliğine getirilmiştir. Ne var ki içkiye ve eğlenceye düşkün, düzensiz bir yaşayışı olduğu için zaman zaman hâmisinin gözünden düşmüştür. Ali Paşa'nın 917 (1511) yılında Şahkulu isyanı sırasında hayatını kaybetmesiyle Mesîhî hâmisiz kalmış; yeniçeri ağası Yûnus Paşa ile nişancı Tâcîzâde Câfer Çelebi'nin ilgisini çekmeye, ardından Yavuz Sultan Selim'in himayesine girmeye çalışmışsa da bu girişimlerinden bir sonuç alamamıştır.

Kendisine Bosna'da küçük bir tımar verilmiş, fakat şair hayatının son döneminde maddî sıkıntı içinde, aradığı huzuru bulamadan 918 (1512) yılında vefat etmiştir.

Edebî Kişiliği

Devrin tezkirecileri Mesîhî'yi övgüyle anar. Latîfî onu “Rum şairlerinin ferîdlerinden”, yani eşi az bulunur sanatçılarından sayarak ince hayaller kurmadaki gücüne dikkat çeker; Âşık Çelebi ise onu Ahmed Paşa'dan sonra gelen divan şiirinin temel taşlarından biri olarak değerlendirir.

Şiirlerinde âşıkane ve rindâne bir üslup benimseyen Mesîhî, aşkı, içki meclisini ve yaşama sevincini içten, sade bir dille işlemiş; buna karşılık ölüm, kaderin cilvesi ve dünyanın geçiciliği gibi temaları da ihmal etmemiştir. Döneminin pek çok şairine göre Arapça ve Farsça tamlamalara daha az başvurmuş, atasözü ve deyimleri sıkça kullanmış, şiirlerinde zaman zaman Rumeli ağzının izlerine de yer vermiştir.

Mesîhî'nin edebiyat tarihindeki en belirgin yeri, Şehrengiztürünün Türk edebiyatındaki öncülerinden biri olmasıdır. Edirne'nin güzellerini adları ve meslekleriyle tanıtan bu mizahî-tasvirî mesnevisi, kendisinden sonra pek çok şairin aynı türde eser vermesine öncülük etmiştir. Ayrıca baharı konu alan murabbaı, klasik şiirin doğa tasvirindeki ustalığının en tanınmış örneklerinden biri olarak anılır.

Eserleri

Divan:Münâcât, kasideler, gazeller, murabbalar ve müfredlerden oluşan divanında yaklaşık 21-22 kaside ile 300'e yakın gazel bulunur. Eser, Mine Mengi tarafından hazırlanarak 1995'te Ankara'da yayımlanmıştır.

Şehrengiz (Edirne Şehrengizi):Aruzun “mefâîlün mefâîlün feûlün” kalıbıyla yazılmış, yaklaşık 175 beyitlik bir mesnevidir. Münâcât, tasvir ve hâtime bölümlerinden oluşan eserde Edirne'nin genç güzelleri, adları ve meslekleriyle mizahî bir üslupla tanıtılır. Türk edebiyatında şehrengiz türünün en eski örnekleri arasında sayılır.

Gül-i Sad-berg: Yüze yakın mektuptan oluşan, sanatkârane bir üslupla kaleme alınmış mensur bir münşeat mecmuasıdır. Varlığı tezkirelerden bilinmekle birlikte günümüze ulaşmış bir nüshası tespit edilememiştir.

Şiirlerinden Örnekler

1. Bahar temalı murabbaından

Dinle bülbül kıssasın kim geldi eyyâm-ı bahâr
Kurdı her bir bağda hengâme hengâm-ı bahâr
Oldı sîm-efşân ana ezhâr-ı bâdâm-ı bahâr
Ayş u nûş it kim geçer kalmaz bu eyyâm-ı bahâr

Günümüz Türkçesiyle: “Bülbülün hikâyesini dinle, bahar mevsimi geldi; bahar her bahçede bir şenlik kurdu, badem çiçekleri ona gümüş saçtı. Yiyip iç, eğlen; çünkü bu bahar günleri kalıcı değil, gelip geçicidir.” Mesîhî'nin bahar temalı bu murabbaı, klasik şiirde sıkça işlenen “fânîlik/geçicilik” temasını canlı bir tabiat tasviriyle birleştirir; eser, 18. yüzyılda oryantalist Sir William Jones tarafından İngilizceye çevrilerek Avrupa'da tanınan ilk Osmanlı şiirlerinden biri olmuştur.

2. Dîvânından bir gazelin matla ve mahlas beytinden

Var iken hum-hânede sâfî şarâb
Rindler içre igen yüz yumaz âb

Yâ Rab ne kara bahtı var işbu Mesîhînüñ
Kaʾb-ı hayâta el uzadursa olur serâb

Yaklaşık anlamıyla: “Meyhanede tertemiz şarap varken, rindler arasında (bu şaraba) yüz çevirmek pek nadirdir... Yâ Rab, şu Mesîhî'nin ne kara bahtı var ki, hayatın kadehine el uzatsa bile serap olup gider.” Mesîhî Dîvânı'nın ilk elli gazelini şerh eden bir akademik çalışmadan alınan bu beyitler, şairin rindâne yaşam tarzını ve talihsizlik temasını iç içe işleyen üslubunu örnekler.

Kısa Bilgiler

  • Doğum-ölüm: Priştine, tarih bilinmiyor - 918/1512
  • Dönem: II. Bayezid devri (15-16. yüzyıl), Osmanlı Divan edebiyatı
  • Hâmileri: Sadrazam (Hadım/Atik) Ali Paşa (divan kâtipliği)
  • Eserleri: Divan (~21-22 kaside, ~300 gazel), Şehrengiz (Edirne, ~175 beyit), Gül-i Sad-berg (günümüze ulaşmamış)
  • Öne çıkan yönü: Türk edebiyatında şehrengiz türünün en eski temsilcilerinden biri

Kaynakça

Mine Mengi, “Mesîhî”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 29, Türkiye Diyanet Vakfı, Ankara, 2004, s. 312-313. — “Mesîhî, Îsâ”, Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü (TEİS), Ahmet Yesevi Üniversitesi (teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/mesihi-isa). — Mine Mengi, Mesîhî Dîvanı, Atatürk Kültür Merkezi Yayınları, Ankara, 1995. — İkinci örnek beyitler, Mesîhî Dîvânı'nın ilk elli gazelini şerh eden bir Bartın Üniversitesi yüksek lisans tezinden (acikerisim.bartin.edu.tr) alınmıştır.

Priştine'den İstanbul'a, bir sadrazamın divanından Bosna'daki yoksul bir tımara uzanan hayatına karşılık, Mesîhî Edirne'nin sokaklarını ve baharın gelişini şiire öyle bir canlılıkla taşımıştır ki, sesi asırlar ve sınırlar aşarak Avrupa'ya kadar ulaşmıştır.