Riyâzî
Riyâzî, 17. yüzyılın hem şairi hem de tezkire yazarı olan çok yönlü bir isimdir. Bâkî'den Nedîm'e uzanan bir çizgide beslenen şiiriyle olduğu kadar, 424 Osmanlı şairini belgeleyen Riyâzü'ş-şuarâ adlı eseriyle de edebiyat tarihine kalıcı bir katkı yapmıştır.
İşitme güçlüğü nedeniyle “utrûş” ve “esamm” lakaplarıyla anılan Riyâzî, devrin şair çevrelerinde hem dostluklar hem de -özellikle Nef'î ile- husumetler yaşamıştır.
Hayatı
980'de (1572) Mekke'de doğdu; babası burada kadılık yapıyordu. Müeyyedzâde Abdülkadir Şeyhî Efendi'den medrese eğitimi aldı. 1010'dan (1601) itibaren İstanbul'daki çeşitli medreselerde müderrislik yaptı.
Ardından Edirne, Halep, Şam, Kudüs ve Kahire'de kadılık görevlerinde bulundu; 1034'te (1624) emekliye ayrıldı. 29 Safer 1054'te (7 Mayıs 1644) vefat etti; ölüm yeri ve defin yeri kaynaklarda net değildir.
Kafzâde Fâizî gibi isimlerle dostluk kurarken, Nef'î ile arasında husumet olduğu bilinmektedir.
Edebî Kişiliği
Riyâzî'nin şiiri, Bâkî'den Nedîm'e uzanan bir çizgide beslenmiş; zaman zaman tasavvufî ve felsefî unsurları estetik bir zevk arayışıyla harmanlamıştır.
Ancak Riyâzî'yi edebiyat tarihinde asıl kalıcı kılan eseri, 1607-1610 yılları arasında kaleme aldığı Riyâzü'ş-şuarâ adlı tezkiredir — 424 Osmanlı şairini, ölüm tarihlerine ve atıflara özenle dikkat ederek belgeleyen bu eser, dönemin şiir tarihi için başlıca kaynaklardan biri sayılır.
Eserleri
Dîvân — 25 kaside, 669 gazel ile rubai ve başka nazım şekillerinden oluşur.
Sâkīnâme — müzik, çalgılar ve eğlence meclislerini konu alan 1054 beyitlik bir eserdir. Düstûrü'l-amel — yaklaşık 1050 Farsça deyimin Türkçe karşılıklarını örnekleriyle veren bir sözlük niteliğindedir.
Riyâzü'ş-şuarâ — en önemli eseri kabul edilen, 424 Osmanlı şairini belgeleyen tezkiresi (1607-1610).
Şiirlerinden Örnekler
1. Mi'râciyye'sinin giriş beyitlerinden
Zihî şâm-ı tarab-bahş u neşât-engîz ü gam-fersâ
Cihân-efrûz u zulmet-sûz idi subh-ı bahâr-âsâ
Şafakla çarh altun pullı gül-gûnî cibinlikdür
Karâr itmiş içinde nev-arûs-ı âlem-i bâlâ
Yaklaşık anlamıyla: “Sevinç bahşeden, coşku veren, gamı yok eden, bahar sabahı gibi dünyayı aydınlatan ve karanlığı yakan ne güzel bir akşamdı bu. Şafak ve gökyüzü altın pullu, gül renkli bir cibinliktir; içinde yüce âlemin yeni gelini oturmaktadır.” Riyâzî'nin miraç mucizesini konu alan bu manzum eserinin açılış beyitleri, gece ve gökyüzü tasvirini gelinlik/süsleme imgeleriyle birleştiren zengin bir hayal dünyası sergiler.
2. Aynı eserde, mi'râc mucizesini doğrudan anlatan bir beyitten
Anun mi'râcının kem-pâyesi olmaya çarh üzre
Egerçi Tûr'a çıkdı nice kerre Hazret-i Mûsâ
Yaklaşık anlamıyla: “Hz. Mûsâ, Tûr dağına kaç kere çıktıysa da, O'nun (Hz. Muhammed'in) gökyüzündeki mi'râcının en düşük derecesine bile erişemez.” Bu beyit, Hz. Peygamber'in mi'râcını diğer peygamberlerin ruhanî yolculuklarıyla karşılaştırarak mucizenin büyüklüğünü vurgular.
Kısa Bilgiler
- Doğum-ölüm: 980/1572, Mekke – 29 Safer 1054/7 Mayıs 1644
- Dönem: 17. yüzyıl
- Bilinen yönü:Şair ve tezkire yazarı; Riyâzü'ş-şuarâ'nın müellifi
- Eserleri:Dîvân, Sâkīnâme, Düstûrü'l-amel, Riyâzü'ş-şuarâ
Kaynakça
Namık Açıkgöz, “Riyâzî”, TDV İslâm Ansiklopedisi, islamansiklopedisi.org.tr/riyazi (erişim: 2026). Mi'râciyye beyitleri, Kısbu İlahiyat Dergisi'nde yayımlanan “Riyâzî'nin Mi'râciyyesi: Tanıtım ve Şerh” başlıklı akademik makaleden (dergipark.org.tr) alınmıştır.
Riyâzî, kendi şiirinin yanı sıra kaleme aldığı tezkireyle, 17. yüzyıl Osmanlı şiirinin belleğini de büyük bir titizlikle kayıt altına almıştır.

